Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetten önceki yaşantısı da Peygamberane bir düzlemde devam ediyordu ve Mekkeliler ona El-emin ismiyle hitap ediyorlardı.

Dönemin sosyal problemlerinin çözüm merkezi olan, Hilfü’l-Fudûl’ da (Erdemliler İttifakı) yer alması ve orada alınan kararlarda söz sahibi olması da O’na olan güvenin bir göstergesi idi.

Kıyamete kadar insanlığın karşılaşacağı tüm problemlere çözüm getireceği gibi, çağındaki problemlere de çözümler sunan insanlığın efendisi, (Aleyhissalâtü vesselam) bize bir yol haritası sunmuştur.

Buna en güzel bir örnek Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı dönemde, gerçekleşen Kabe’nin yeniden inşa sürecindeki olaylar zinciridir.

Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) o günlerde 35 yaşlarında idi. Henüz kendisine peygamberlik gelmediği yıllardı. Yıpranan Kabe’nin yeniden tamir edilmesine karar veren Kureyşliler, bir an önce Kâbe’yi tamir kararı almıştı. Eskiyen Kabe’nin duvarları, Hz. İbrahim’den kalan temellere kadar yıkıldı ve akabinde yeniden sağlam taşlar ile örülmeye başlandı.

Rükn-i Hacer-i Esved’e, Hacer-ül Esved ’in olduğu seviyeye gelindiğinde yeni bir tartışma başladı. Her kabile bu kutsal taşı kendilerinin yerleştirmelerini istiyorlar ve buna en layık olanların kendileri olduklarını iddia ediyorlardı. Neredeyse birbirlerine karşı kılıçlar çekilecek duruma gelmişlerdi.

Bu arada, Kureyş’in sözü geçen adamı Ebû Ümeyye çıkacak olan kavgayı durdurmak için araya girdi ve topluluğa bir öneri sundu.

Mekkelilerden bir hakem seçelim o karar versin. Fakat bu seferde bu kişi kim olacak bu tartışma konusu oldu. Tekrar Ebû Ümeyye söz aldı, bu kişi Kabe’nin kapısından ilk gelen kişi olsun. Oldukça makul bir teklifti ve kabul ettiler. Beklemeye başladılar.

Bir süre sonra bu kapıdan efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) geldiği görüldü ve herkes onu el-emin olarak tanıdığı için onun hakemliğini kabul ederek ortadaki problemi ona ilettiler ve çözümü için beklemeye başladılar.

Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) önce onlardan büyük bir bez parçası getirmelerini istedi. Sonra Hacer-ül Esved’i kendi elleri ile bu bez parçasının ortasına yerleştirdi. Sonra her kabilenin bu bez parçasının kenarlarından tutarak Rükne kadar kaldırmalarını istedi. Topluluk bu isteği yerine getirdi ve efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek elleri ile Hacer-ül Esved ’i yerine yerleştirerek kabilelerin de kabulü ile bu problemi kan dökülmeden çözülmesini sağladı.

İnsanlığın efendisi (Aleyhissalâtü vesselam) bir peygamber fetaneti ile, insanlığın problemlerinin çözümü adına bizlere bir metot öğretiyor.

Önce, problemi ortaya koyup herkesin el atmasını, herkesin sahiplenmesini sağlamak

Sonra, soruna ortak bir çözüm bulunarak, birlik sağlanarak problemi çözmek.

Çözümde her kesin, her kesimin bir katkısının olmasını sağlamak, toplumsal problemlerin çözümü adına en sağlam bir yoldur.

Problemleri çözme adına herkesi, her gurubu, toplumun her parçası ortak edilirse, çözüm herkese mal edilebilir ve hiçbir kesimin itiraz etmesine ve dolayısı ile hiçbir kimsenin muhalefet yapmasına da gerek kalmaz


Salih Bektash sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Salih Bektash sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin